6. Türkiye Yayıncılık Kurultayı ve Einstein

| 0 Comments




Kurultaydan edebiyathaber sayesinde, 5 Mayıs’ta haberdar oldum. Maalesef haftalık programım belli olmuştu, bugünkü oturumlara katılma şansım olmadı. “Kitapta sansür”, “Eğitim Yayıncılığının Geleceği” ve “Kitap tasarımı: Kapak ve Ötesi” başlıklarını kaçırdım.

Kısmetse yarın öğleden sonraki oturumlara yetişmeye çalışacağım. Yani “Akademik Yayıncılıkta Usulsüz Alıntı ve İntihaller” oturumuna katılmam mümkün görünmüyor. Hiç ilginç bulmamakla beraber “Yayıncılığa Devletin Desteği” başlığına katılabilirim sanırım. “Kitap Tanıtımı: Reklam mı, İlan mı, Kampanya mı?” oturumu ise cuma akşam üzeri katılmak için uygun görünüyor, bakarsınız bir dördüncü alternatif keşfedilir, ortama biraz heyecan katılmış olur.

cartoon_04-winterNe kaçırdınız?

Bu hafta konuştuğum yayıncıların hiçbirisi, böyle bir kurultayın varlığından haberdar değildi. Benim için “dijitale dair” tek satırın olmaması, kurultayın çekiciliğini yitirmesine yetiyor. Ama sormadan edemiyorum: Yayıncılar böylesine iddialı bir ad altında, her iki yılda bir düzenlenen bir organizasyona neden ilgi göstermezler veya  neden haberdar edilmezler?

Sözlük anlamıyla baktığınızda “kurultay“, ulusal veya uluslarası bilimsel toplantı, bir kurum veya kuruluşun gündemindeki sorunları, temel konuları konuşmak ve karar bağlamak üzere belli aralıklarla gerçekleştirdiği toplantı olarak tanımlanıyor. Eski Türklerde devlet işlerinin konuşulup karara bağlandığı meclise “kurultay” dendiğini de düşünecek olursak, toplantı, seminer, çalıştay, kongre hatta konferans ve benzeri kelimelerin yanında epey bir ağırlığı var kurultayın. Hele ki iki yılda bir düzenleniyorsa, oturumların heyecan yaratması, “mutlaka katılmalıyım” dedirtmesi gerekir bence. Neticede  iki yıl çalışılmış, araştırılmış, düşünülmüş ve sektörün gündemindeki temel sorunlar çerçevesinde bir program belirlenmiştir.

Bu çerçevede bakınca, “sansür” her yayıncılık kurultayında yer verilse yeridir, kapanmaz yara bir başlık. Aynı şekilde “eğitim yayıncılığı” yaz-boz tahtasında dönen eğitim sistemimizde gideceği yönü bilemez hale gelen eğitim yayıncılarının sorunlarına ışık tutmak açısından kesinlikle gerekli bir başlık. Maalesef katılma şansım olmadığı için içerikleri konusunda bir yorum yapamıyorum, umarım bununla ilgili bir kitapçık hazırlanır ve katılma şansı olmayanların da haberdar olması sağlanır.

2016 kurultayı için öneriler

“Üçüncü dünya savaşını bilemem ama
dördüncüsü taş ve sopalarla yapılacak.”
Albert Einstein

 

 

Diğer başlıklarla ilgili yorum yapmayacağım. E-kitaplarla ilgili neden tek kelime edilmiyor diye de sormayacağım.  Madem iki yılda bir düzenlenen bir kurultay, 2016 için -bu yılki oturum sayısı olan altı tane- önerim olacak sadece.

Naçizane fikrime göre, yayıncılarımız bu başlıklarda konuşmaya başlamadıkları, açıklıkla, samimiyetle görüş alışverişi yapmadıkları, bilgilenmedikleri ve gerekli önlemleri almadıkları takdirde 2018 yılında farklı kişi ve kurumlarla, farklı konuları konuşuyor olacağız:

  • Dünyada Türk Edebiyatı: Türk yazarların eserlerinin dünya çapında tanıtılması için işbirlikleri ve olanaklar
  • E-kitaplar: Yeni kanal, yeni kurallar. Dijital dinamikler, dağıtım, tanıtım, olanaklar ve riskler…
  • Uluslararası zincirler ve Türkiye: Köpekbalıklarıyla aynı akvaryumda yüzmek
  • Kişisel Yayıncılık: Geleneksel yayıncılar değişen yayıncılık eğilimlerine nasıl uyum sağlayabilir?
  • Yayıncılık dünyasının yetişmiş eleman gereksinimine çözümler: Sektörün yüksek katma değerli paydaşları editörler, çevirmenler, redaktörler, tasarımcılar ve dijital dönüşüm uzmanları nasıl yetiştirilmeli, çalışma koşulları nasıl düzenlenmeli
  • Yayıncılık sektöründe işlevler ve paydaşlar arasında dağılım: Fuarlar, ajanslar, dağıtıcılar, kitabevleri, satış siteleri tarafından yürütülen faaliyetlerle, edebiyat yarışmaları ve festivaller gibi etkinliklerin, sektörün gelişimine yaptıkları olumlu-olumsuz katkıların değerlendirilmesi
  • Edebiyatın ölümsüz kılınmasında müzelerin önemi: Altı başlık dedim, biliyorum ama Yıldız Sarayı’ndaki Edebiyat Müzesi‘nin 6. Yayıncılık Kurultayı’nın son günü kapatılıarak depoya dönüştürüleceği haberi bana çok üzücü ve ironik geldi. Cemal Süreya’nın, Asım Bezirci’nin, Nazım’ın ve daha pek çok yazarımızın kişisel eşyalarının sergilendiği bir müzenin kapatılması, ülkemizde edebiyata odaklanan müzelerin yok hükmünde olması sizce de yayıncılık sektörünün bir sorunu değil midir?

Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler…

 

 

 

Genel

Paylaş: - -